Sevgi Anlamayı Ve Sorumluluk Almayı Gerektirir – Nedime

Sevgi Anlamayı Ve Sorumluluk Almayı Gerektirir – Nedime

Bundan yaklaşık dokuz yıl önce hayatımda önemli bir kırılma yaşadım. Söz ettiğim kırılmanın çok olumsuz bir etkisi olacağını, hatta hayatıma darbe vuracağını düşünmüştüm. Şimdiki hayatıma baktığımda ise tam tersi; açıcı, rahatlatıcı ve genişletici bir etki yaratmış olduğunu görüyorum.

Ben farklılıklara, farklı kesimlere ve farklı anlayışlara duyarlılığı hep önemsedim. Ayrıca kendimi hayatım boyunca farklı gördüklerimi horlamayan bir noktada tutmak için çabaladım. Çocuğumu da bu şekilde yetiştirmeye çok özen gösterdim. O kırılma noktasından sonra şöyle bir geçmişe baktığımda farklılıklara saygılı olduğunu sanan Nedime’nin aslında hiç de öyle olmadığını fark ettim. Çünkü ben oğlumun belli farklılıklarını küçüklüğünden beri hep görmüş, keşfetmiş ama bunlara çeşitli gerekçeler uydurarak onu ortalamaya çekmek için zorlayan bir anne olmuştum. Yani onda bir farklılık gördüğüm için onu psikologa taşımış, psikologun yarattığı olumsuz etkileri sorgulamadan doğru olarak kabul etmiş ve bu süreci yok sayarak yaşamaya çalışmıştım.

Sonra bir gün oğlumdan ezberimi bozan ve beni kendime yakınlaştıran bir mektup aldım. Yatağımın üzerinde öylece duran pembe renkli mektubu görünce, “Acaba oğlum bana nasıl bir hikaye anlatmış” diye düşünerek açtım. Mektup “Ben eşcinselim” diye başlıyor, bu açıklamanın ardından, henüz 17 yaşında olmasına rağmen sanki ebeveynimmiş gibi bunu öğrendiğim zamanki tepkimi anlayacağını yazıyordu.

Gerçekten beynimden vurulmuşa dönmüştüm. Hani çizgi filmlerde kafanızı çarptığınızda yıldızlar uçuşur ya… Gerçekten yıldızların uçuştuğunu gördüm. Mektubun sonunda oğlum üç gün eve gelmeyeceğini, ben durumu sindirdikten sonra konuşabileceğimizi belirtmişti. Sindirmem mümkün değildi. İşte o noktada, farklılıklara, eşcinsel ya da transseksüel olduğunu söyleyen insanlara saygılı ve hoşgörülü olduğunu zanneden Nedime’nin, çocuğunu sıkıştırmaya çalışan, anlamakta zorlanan, onun durumunu bir tercih olarak gören bir anne olduğu ortaya çıktı. Tüm çabam eşcinselliğin ne olduğunu öğrendikten sonra hızlıca çocuğumu değiştirmek ve onu bu tercihten kurtarmaktı.

“Tercih” kelimesini özellikle kullanıyorum çünkü algımın temelini bu oluşturuyordu. “Tercih” yanılgısından uzaklaşmak için uzun bir serüvene ihtiyacım vardı ve sizlerle bunu paylaşacağım.

Mektuptan sonra çocuğumu psikologlara, psikiyatristlere götürdüm. Bu konuyu bilen, bizi anlayacak, bize doğru yolu gösterecek birine denk gelmek istiyordum. Bir araştırma yaptım ve gerçekten iyi bir psikolog ile karşılaştık. Oğlumla gitmeye başladık ama psikologun asıl amacı benim sürecimi rahatlatmakmış. Oysa ben onun oğluma “Sen yanlış bir noktadasın, kendinle doğru bir ilişki kurmuyorsun” demesini bekliyordum, öyle olmadı.

O mektup anının duygusunu, üzerinden 9 yıl geçmesine rağmen şu an bile hatırlıyorum. Okuduktan sonra oğlumu ikna etme çabalarım başlamıştı. Onu sürekli “tercih” dediğim şeyle sıkıştırmaya, “Öyle tercih etme de, böyle tercih et” diye telkinde bulunmaya çalışıyordum. Uzunca okumalar ve başkalarıyla konuşmaların ardından bunun bir tercih olmadığını fark etmeye başladım ancak beynim kabul etse de, kalbim durumu bir türlü kabul etmiyordu. Oğluma “Bu durum bir tercih değil de senin anlattığın gibi bir şeyse, ben bunun aktivizmini yaparım” derdim. Çünkü ben bile bu konuyu böyle dışlamış, yok saymış, bu kadar tutucu ve homofobik kalmışsam kim bilir dış dünya ne durumdaydı? Bu meseleye ilk defa bu kadar yakından bakıyordum ve her baktığımda da kalbim, ruhum kırılıyordu. İçimde bir isyan, bir itiraz yoğunlaşıyordu.

Kabulü nihayet gerçekleştirdiğimde ise “Hayatında eksik bıraktığım şeyler mi oldu, bunlar çocuğumun yönelimini etkilemiş midir?” kuşkusu gelip yakama yapıştı. Kendimi bir müddet de böyle sorguladım. Daha sonra aile grubuyla tanıştım ve o günden sonra onların bir parçası olmaya özen gösterdim. Gruptaki paylaşımlarımızdan bunun bir annelik meselesi olmadığını, toplumun her kesiminden, her sınıftan annenin LGBTİ+* çocuğu olabileceğini, bunun bizim çocuklarımızla kurduğumuz ilişkiyle ilgisi olmadığını öğrendikten yani bu alanı keşfettikten sonra bakış açım, hayatı algılayış biçimim, kendimle kurduğum ilişki çok değişti. Anlama çabam giderek yükseldi ve bu bir sorumluluk haline geldi. Derken kişisel tercihlerimi ve hayat akışımı etkileyen bir şeye dönüştü. Ayrıca annelik ve sevgi üzerine düşünmeye çalışan biri olarak sevginin sorumluluk almayı ve anlamayı gerektirdiğini yaşayarak bir kez daha doğrulamış oldum.

Farklı olana farkını göstermesi için saygı göstermek ve alan açmak benim çok değer verdiğim bir konu, hayatla bağlantımın temellerinden biri. Ayrımcılık konusunu hayatım boyunca hep önemsedim ama insan bu alandaki bazı konuları çok önemserken LGBTİ+ hakları gibi bazılarını da yok sayabiliyor. LGBTİ+ hakları benim göz ardı ettiğim, sadece saygı duyduğumu söylemekle yetinerek arama mesafe koyduğum bir alandı.

Bugünkü aklım olsa çocuğum bana mektup bıraktıktan sonra onu psikologa gitmeye asla zorlamazdım çünkü bu onun değil, benim zorlandığım bir durumdu. Onun bu konuda bir desteğe ihtiyacı yoktu. Eğer bu kimliği benimseme konusunda bir zorluk çekseydi ve ben bunu görseydim gitmesi gerektiğini düşünebilirdim.

Farklılıklara saygı gösterilmesi gerektiğini düşünen ben, farklı diye onu doktor doktor gezdirirken maruz kaldığımız şeyler oldu. Çocuğumla arama mesafe koymamı söylediler. Bunlar anne-çocuk ilişkisini kıran, bozan şeylerdi ve bunu ancak şimdi fark ediyorum.

Eşcinsellikle yüzleşmek, norm dışına çıkan şeylere bakış açımı değiştiren bir etki yarattı. Ben üniversiteyi bitirdikten sonra evlenmiş, çocuk istemememe rağmen evlendikten 4-5 sene sonra çocuk yapmış, normal, standart hayat süren bir kadındım.

Oğlumun eşcinselliğini öğrenmeden evvel eşimden ayrılmıştım, hayatımı hızla değiştirmeye çalışıyordum ki bu meseleyle karşılaştım. Şimdi bu karşılaşmanın hayatımı özgürleştirdiğini keşfediyorum. Anlayarak ve kavrayarak sevmek gerçekten insanı çok özgürleştiriyor ve rahatlatıyor. Ben de oğlumla birbirimizi anlamanın ilişkimizi daha yukarılara taşıdığını görmüş oldum.

Oğlum küçükken onunla ilgili geleceğe dönük hayaller kurmazdım; varsaydığımız şeylerden ibaretmiş gelecek dediğimiz, o yüzden kurmuyormuşum. Şimdiyse onun kendine uygun olanı seçme konusunda daha güçlü ve kendisinin farkında bir birey olduğunu gördüğüm için içim rahat. Ben onun kendini zorunlu ve mahkum hissettiği ilişkiler, tercihler içinde olmasını istemem.

Kişilik ve donanım olarak o noktada olmadığını görmek beni rahatlatıyor. Benim dileğim, kendine istediği gibi bir hayat kurması. Benim eşcinsel, transseksüel arkadaşlarım vardı. Oğlum da buna dayanarak bana ilk açıldığında “Öyle mi yavrum, demek eşcinselsin” deyip gayet anlayışlı bir şekilde koluna gireceğimi varsaymış ama hiç öyle olmadı. Bu meseleyi anlayıp kabullenme konusunda geçirdiğim süre içinde şunu gördüm; ebeveynleri yanlarında duran çocuklar kendileriyle ilgili çok güçlü oluyorlar.

Belli bir olgunluğa eriştikten sonra hayatla başa çıkabilme konusunda güçleniyorlar. Hiç unutmuyorum, bir defasında otuzlu yaşlarda bir gay arkadaşım bana “Bütün dünyaya karşı koyabilirim, yeter ki annem yanımda olsun” demişti. Bu cümle hafızamda çok yer etmişti. Ben de şunu gördüm; ben çocuğumun yanında olduktan sonra özgüveni, kendisiyle kurduğu ilişki daha sağlıklı bir hal aldı ve daha iyiye gitti. Ebeveynleri yanında duran çocukların kendileriyle barışma, hayatta yer edinme ve özgüven kazanma konusunda daha avantajlı olduğunu düşünüyorum.

Çocuğu kendisine açılmış ebeveynlerle buluştuğumuzda, duygularını ve eğer bir acı yaşıyorsa (ki birçoğu yaşıyor) acısını anladığımı hissetmelerini istiyorum. Benzer şeyleri yaşadığımızı söyleyip kendi hayatımızdan örnekler veriyoruz. “Şu an değişmez gibi gördüğünüz duyguların değişmesi için lütfen bir şans verin” diyoruz çünkü ben de psikologa gittiğimde duygularım tanınsın, anlaşılsın, hatta onaylansın istiyordum. Onaylamayan birine karşı tam tersi katılaşıyordum ve daha çok savunmaya geçiyordum. Oysa sizi anlayan biri karşısında gardınızı daha kolay indiriyorsunuz. Biz de aile grubunda öncelikle birbirimizi anladığımızı hissettirmeye çalışıyoruz. Onun dışında da kendi deneyimlerimizi, zorlukları nasıl atlattığımızı, o zorlukları hangi araçlarla aşabileceğimizi, dayanışmanın ne kadar önemli olduğunu, dayanışma gücünü nerelerden bulabileceğimizi paylaşıyoruz.

Zorlukları aşma konusunda benim de strateji diyebileceğim yöntemlerim olmuştu. Algımın en düşük olduğu zamanlarda durumu hiç kimseyle paylaşmamıştım. Algım yükseldikçe paylaşmam ve başkalarından gelen tepkileri ölçmem gerektiğini anladım. Sonra arkadaşlarıma açılmaya başladım. Açılırken stratejik seçimler yaptım. İlk açıldığım arkadaşlarım bu meseleye daha pozitif bakan, oğlumu yargılamayacak, onunla aralarına mesafe koymayacak insanlardı. İyi ki öyle yapmışım. Oğlumun eşcinsel olduğunu açıklamamın ilişkilerimi zedelemesinden
korkmadığımı söyleyemem. Sonuçta kendimizi dostlarımızla, çevremizle ve ilişkilerimizle var ediyoruz ama korktuğum gibi olmadığını görmek beni giderek rahatlattı ve başkalarıyla paylaşım konusunda daha güvenli kıldı.

Ben farklılıklar konusunda mücadele etmiş, başkalarının uğradığı ayrımcılığa karşı koyarken ömürlerini vermiş, bedel ödemiş pek çok insana yakınlık duydum ancak şunu biliyorum ki onların bir çoğu homofobik ve LGBTİ+ alanına mesafeli duruyorlar. Bunu görmek için illa tecrübe etmek gerekmiyor.

Bizler ayrımcılık alanlarının birbirini destekleyip, ürettiğini, bir şeye karşı çıkarken başka bir konudaki ayrımcılığın, mücadele ettiğimiz, emek verdiğimiz şeyleri nasıl yerle bir ettiğini fark edip, hayat mücadelesine bir bütün olarak bakmalıyız ve hepsinin birbiriyle etkileşim içinde olduğunu görüp, gereken desteği tümüne birden vermeliyiz.

Ben hayatımın önemli bir bölümünde bu alandan uzak kaldığımı vicdanım sızlayarak görüyorum. Onların yaşadığı şiddet, ayrımcılık, yok sayılma meseleleriyle ilgili elbette destek vermeliydim. Bunu çocuğumla fark etmiş olmam benim adıma üzücü ama fark edip de bu konuda mücadele etmemek daha da üzücü. Kendi çocuklarımızın yaşamasını beklemeden, haksızlıklara ve şiddete karşı hep beraber, omuz omuza mücadele etmeyi çok önemsiyorum. Biz anneler olarak LGBTİ+ bireylerin hakları için çok şey söyleyebiliriz, etki yaratabiliriz. Bunun dilini ve yöntemini bulmamız gerekiyor, sadece kendi çocuklarımız için değil ayrımcılığa uğrayan tüm insanlar için, insanlık için.